17 Haziran 2026 Çarşamba
DOLAR 46.32 ₺
EURO 53.67 ₺
STERLIN 62.08 ₺
G.ALTIN 6,390.03 ₺
BTC 65,864.41 $
ETH 1,793.66 $
BİST 0.00

    Ercüment Tunçalp

    Ercüment Tunçalp

    Dünya Kupası'na katılmayı çok abarttık

    Yayınlama: 17 Haziran 2026 Çarşamba 18:41 Okunma: 99

    Bu yazı FIFA 41. sıradaki Paraguay’ı yenip, gruptan en iyi 3. olarak çıkacağımız varsayımına göre kaleme alınmıştır.  

    Türkiye’nin dünya kupasına katılmasına çok fazla anlam yükledik. Adeta futbolculara “katılmak bile yeter, bizi buralara getiren sizlersiniz, daha fazlasını da yaparsınız” mesajı verildi. Hoca dahil futbolcuların tamamı tatil havasındaydı. Bunun üzerine yapılan eleştirilere başta Federasyon Başkanı’ndan olmak üzere çok ölçüsüz cevaplar geldi.  Ben bunun için sahadaki performansa değil, bu güne kadar “dünyaları biz yarattık” tavrının ne kadar yersiz  olduğuna değineceğim.

    Önce bu turnuvaya katılımın nasıl sağlandığına bakalım. Zira şimdiye kadar bu gerçeğin yanından bile geçildiğini görmedim. 

    - Turnuva ilk defa 48 takımla oynandı. Bu bizim gibi birçok ülkeye ek avantaj sağladı. Buna rağmen gruplardan direkt çıkamadık, son anda zar zor kendimizi içeri atabildik. Güya böyle olmadı da “bu günkü jenerasyon sayesinde oldu.”

    Ayıptır ve eski milli kadrolara haksızlıktır. Neyse konumuza dönelim…

    - Yirmidört sene sonraki en büyük kolaylığın nedeni  takım sayının artmasıdır.

    Biraz geriye gidelim. İkinci dünya savaşı sonrasında 1950 yılından itibaren turnuva 16 takımla, 1982 yılından itibaren 24 takımla, 1998 yılından itibaren 32 takımla, 2026 yılından itibaren de 48 takımla oynanmasına karar verildi. Ve biz FIFA dünya sıralamasında 22. basamakta yer alırken bu kalabalığın içine zor dahil olduk. Yani katılanlar içinde arkamızda tam 26 takım vardır.

    Önümüzdeki yıllarda takım sayısı 60’a çıkarsa, turnuva katılımı için yine havai fişekli kutlama mı yapacağız ? İnanılmaz primler mi söz konusu olacak ?

    - Avrupa’dan katılan takım sayısı 16 iken, Biz UEFA 9. sırasından turnuvaya dahil olduk. Yani burada da olağanüstü bir durum yok. Ancak gerçek başarıyı yakalamış bir örnek var. Bosna Hersek dünya sıralamasında 64. sırada iken, hem de Avrupa kontenjanından (Avrupa’daki sıralaması 39) ABD’ye gitme hakkı kazandı. Şimdi soruyorum; 3,5 milyon nüfuslu (Bursa kadar) bu ülkenin başarısı ile bizimki kıyas kabul eder mi ?

    - Peki Avrupa dışındaki durum nedir ? Yeşil Burun Adaları 500 bin nüfusu (Sancaktepe kadar) ile İspanya’nın korkulu rüyası olmadı mı ?

    Curaço diye bir ülke duydunuz mu ? Nüfusu 155 bin ve Ankara'nın Pursaklar semti kadar. Dünyada 82. sırada. Bitmedi, dünya klasmanında yerleri; Yeni Zelanda’nın 85, Haiti’nin 83, Gana’nın 73, Ürdün’ün 63, Suudi Arabistan’ın 61, Güney Afrika’nın 60, Irak’ın 57, Katar’ın 56, Özbekistan’ın 50’dir.     

    - Diyelim ki; 3. olarak gruptan çıktık, yukardaki takımları geride bıraktığımıza mı sevineceğiz ?

    - Gelelim TFF’nin bu kadarını başarı sayması ile buradan kendilerine pay çıkarmalarına…         

    Neden buraya hakem gönderemedik ?

    Bizim yerimize hangi ülkelerin hakem gönderdiğine bakalım mı ?

    FIFA’ya üye 211 ülke var. 199. sıradaki Somali hakem gönderdi (vize sorunu yaşandı). 113. sıradaki Moritanya ile 100. sıradaki El Salvador ‘da hakem gönderdiler. Gabon (86), Honduras (65) ve Ürdün’de davet edildiler.

    - Turnuvaya hem takımı hem de hakemi ile birlikte katılan bazı ülkeleri de görelim mi ?

    Ürdün, Katar, Özbekistan, Suudi Arabistan, Y. Zelenda, G. Afrika…

    - Nüfusu 3 milyon veya altında olduğu halde hakem göndermeyi başaran ülkeler; Katar, Jamaika, Gabon, Slovenya’dır. Daha ne olsun ?

    Esas bu tablo sınıfta kaldığımızın daha net göstergesi değil mi ? 

    Turnuvaya katılmamıza rağmen, 86 milyonluk ülkeden FIFA’ya beğendirecek tek hakemi neden çıkartamadık ?

    - Belki konumuz dışında olacak ama; FIFA’da 211 ülkeye ait toplam 1407 transfer yasağı dosyası bulunurken, bu dosyaların 255’i ülkemize ait…

    Buda mı TFF sorumluluk alanı dışında kalıyor ?

    Bunlardan da yaptığı ironi anlaşılamayan Fatih Terim mi sorumlu ?  

    Sonuç olarak; olağanüstü bir durum yok; voleybol, basketbol başta olmak üzere diğer takım oyunlarındaki daha büyük başarılarımız ortada. Dolayısıyla gereksiz ve ölçüsüz şekildeki sevincin kurbanı olduğumuz da ortadadır.