Belli bir dönem için seçilmiş olan spor kulübü yöneticileri kulübü denetimsiz yönetemez. Kaldı ki kulübün sahibi olan kişiler bile denetimsiz kalamaz. Ancak örneğin Samsunspor ve Hull City patronlarına kimse “ neden şu futbolcuya fazla para verdin ?” diye soramaz. Zira Başkan kendi parasını harcıyordur…
Bunlar dışındaki geçici yönetimler hesap vermek zorundadır. Eğer bu mecburiyet olmasaydı, genel kurullara finansal raporlar gelir miydi ?
“Daha şeffaf olun” mesajları verilir ve kabul görür müydü ?
Gençlerbirliği kulübünde, geçen sezon kötü gidişe taraftar el koymasaydı, “Metin Diyadin baskısı” yapmasaydı şimdi neredeydik ?
Cevap bellidir !
Sakın yönetim adına kimse çıkıp, “Biz zaten Metin hocayı getirecektik” demesin, nasıl gönderildiğini henüz unutmadık !
Bir koltukta eskidikçe özgüven yükselişi iyidir de, bunun da sınırları vardır. Eleştiriyi sevmeyebilirsiniz, bunu belli de edebilirsiniz ama bu size hakaret etme özgürlüğü vermez.
Üye sayısı 8.000’e gelmiş, hâlâ “yeni üye kaydı yapıldı mı, yapılmadı mı ?” tartışmasına gerek yoktur. Herşey çok açık şekilde ortadadır…
Tersini söylemenin dayanağı olarak, salondaki 700 kişiyi referans göstermek ise insan aklıyla alay etmektir…
Tek adayla yapılan bir seçimde salonu kalabalık tutmanın alemi yoktur. Ancak sürpriz şekilde ikinci bir aday çıksaydı, o salonun yetmeyeceği de çok belliydi…
Sonuç olarak; kulüp yönetimlerinde, “istediğim gibi yönetirim, kimse benden hesap soramaz ” arzusunun geçerliliği yoktur.
Dört sezon üst üste şampiyon olmuş Galatasay’ın bile ‘transferdeki sessizliği’nin nasıl eleştirildğini taraftar sosyal medya hesaplarından izlemek mümkündür.
Futbol tarihimizde rahmetli İlhan Cavcav kadar bu işi iyi bilen güçlü bir profil var mıydı ?
Onu bile çok rahat eleştirirdik. Arzu edenler YouTube üzerinden 2006 genel kurulunda, ben kürsüde konuşurken nasıl olgunlukla dinlediğini aynı karede izleyebilirler…
Küserse üç günden fazla sürmezdi. Kin tutmaz, deftere yazmazdı…
Keşke ondan öğrendiklerimizi eksiksiz hayatımıza yansıtabilsek…