Ercüment Tunçalp · 05.10.2026
Geçtiğimiz sezon Metin hocanın nasıl ayrıldığını söylemeye gerek yok, herkesin gözü önünde oldu. Ne etik ne de haklılık tarafı vardı…
Yerine gelen hocayla işler kötü gitmesine rağmen ısrarlarını sürdürdüler.
Ne zamana kadar ?
Sezonun son haftalarına kadar…
Taraftarlar, bitime 5-6 hafta kala “Metin Diyadin” adını seslendirmeye başladı.
Yine duyan olmadı, daha doğrusu duymak istemediler…
Ne zaman ki artık takımın düşme ihtimali arttı, o zaman “getirelim de takımı düşüren hoca Metin Diyadin olsun, böylece biz de artık bu işten kurtulalım” taktiği çok net görüldü…
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve takım bu hoca sayesinde ligde kaldı. Başarıya ortak olmak isteyenler çıktı ama taraftar yemedi…
Ve yeni sezona istemeye istemeye aynı hoca ile başlamaya mecbur kaldılar.
Ancak Metin hocanın huyunu iyi bilenler, “nasıl olsa kızdığı zaman basar gider” hesabı yaptılar. Bunun için çok neden yaratılabilirdi.
- Birincisi, istediği transferleri yapmayıp onu kızdırmaktı. Sökmedi !
- İkincisi, hoca iyi performans gösteren futbolcunun şartlarında iyileştirme ister. Kendisi için bir şey istemeyip, futbolcusu için ısrarcı olacağını bilerek o tarz girişimden de beklentiler oldu. Gerçekleşmedi…
- Üçüncüsü, Başakşehir maçında “istifa” çağrılarını organize edenler oldu.
- Sonuncusu da hocanın istifası üzerinden henüz yarım saat geçmeden, yerine gelecek iki adayın isimleri ortada dolaşmaya başladı. Yani bazı ileri görüşlüler (!) önceden gerekli hazırlığı yapıp, hoca kapıdan çıkar çıkmaz neticeye gitmeye çalıştılar.
Sonuç olarak; bunun böyle olacağını önceden tahmin etmek o kadar zor değildi, nitekim ben de defalarca “bunu yapmayın” dedim.
Gençlerbirliği Metin hocaya “gel” dediğinde her zaman koşa koşa gelir. Yarın istifadan döndürülse bile yukarda yazdıklarım geçerlidir.
Zira bu içerde kendi istediklerini getirmek için ‘hazırda bekleyenler olduğu’ gerçeğini değiştirmez.